Sana yazılmış onca cümle,
Senin için dökülmüş onca gözyaşı,
Sana hiç sarılamayan ben,
“birdaha ona yazmayacağım” diye kendi kendime verdiğim
sözler,
Birde anılar, yaşanmışlıklar…
Hiç benim olmayan birinin bendeki yeri dolmayacak mesela
hiç, mesela hiç ona baktığı gibi bakamayacak bana, ona sarıldığı gibi
sarılamayacak. Abi bana en çok koyan ona bi defa bile sarılmadan bu kadar
derinden hissetmem, âşık olmam. İnsan hiç sarılmadan, öpmeden sever mi birini?
Ben sevdim, ben çok sevdim. Tüm unutmuşluk boşa gidiyor işte bir anda, bi
şarkı, bi yer, bi bank… Lan belediyenin bankı amk, niye bana bu kadar ağır
duygular yaşatıyor? Niye bütün
yaşanmışlıkların teker teker gözümün önünden geçmesini sağlıyor? Sende mahsur kalmışım işte… Yoruldum artık güçlü olmaya çalışmaktan, her
gece unutmaya çalışmaktan ve her sabah yeniden hatırlamaktan… Sonbahar da
geldi, yine çok acıyor canım. Tesadüf işte, her sonbahar acır benim canım, sonbahar değil içerideki boşluk acıtır. Açım,
midem gurulduyor bi’şey yemeye çok üşeniyorum, gözlerim de yanıyor zaten. Gözlerimin acısı, açlığımı bastırıyor mide
gurultusu falan kalmıyor, hissetmiyorum bile. Ki konumuz şuan benim açlığım
değil, yanan gözlerim de değil.
“Kendime söz verdim, ağlamıyorum, ağlamayacağım… Sadece
biraz… Sadece biraz sensizlik kaçtı gözlerime…”