20 Mayıs 2013 Pazartesi
Gökyüzü yine masmavi, bugün de kuşlar uçuyor. Bende mavinin derinlerine dalabilmek için, biraz huzur için balkonda konaklıyorum. Biraz uzaklara bakınca deniz de gözüküyor, ara ara da ağaçların yeşillikleri. Ama hiçbiri içimdeki bu daraltıyı, bu baş ağrısı gibi vuran sızıyı dindirmeyi bırak, azaltmaya bile yetmiyor. Sonra düşünüyorum umurumda bile olmayan adı geçtiğinde omuz silkip "banane yaa" dediğim insanların moralimi nasıl bu kadar bozduğunu. Yada nasıl bu kadar çevremi, beni hayatımı etkilediğini. Dostlarımı etkilediğini. Bi'an bu daraltıdan, sıkıntıdan kurtulup Duman eşliğinde bulutların ne kadar mükemmel olduğunu düşünüyorum. Sizce de öyle değiller mi? Peki onca insanları hayal kurmak için bi'araya getiren, mavi cennetin içinde çok saf duran bulutların hiç derdi tasası yok mu? Yok tabi. Ama eğer onlar da bizler gibi doğup, yaşayıp ölüyorlarsa onlarında acı çekmesi gerekmez mi? Bu "acı" sadece insanoğluna özgü birşey mi? İşte bu yüzden tekrar bulut olmak, gökyüzü olmak, telgrafın tellerine konan kuş olmak, Flash TV de halay mendili olmak istiyorum.
17 Mayıs 2013 Cuma
Sizinde herşeyden sıkıldığınız, ağlamak istediğiniz ama ağlayamadığınız ölmek istediğiniz fakat hala istemeden de olsa soluk alıp verdiğiniz oluyor mu? Benim oluyor. Hatta o kadar çok oluyor ki adeta bir hobim, adeta bir rutin işim haline geldi. Mutsuzluk, yanlızlık, yalanlar, yalanlarımız... Yalan kötü birşeyse neden söylüyor insanlar? Daha kötü olacağını bilmiyorlar mı? Bilmiyor muyuz? Onlarca yalanı hayatımızı iyileştirsin diye, yeşillendirsin diye söylememize rağmen kötü. Peki hiçbir art niyet beslemeden, bu amaçla söylediğimiz halde neden yalan kötü? En kötüsü de insanın kendine söylediği yalanlar. İnanmış gibi yapıyorsun, aslında gerçek olmadığını sende biliyorsun. Daha iyi hissedeceğim umuduyla her gün kendine birsürü yalan söylüyorsun. Belkide kendini avutuyorsun mutlu olmaya çalışıyorsun. Neden hala mutlu değilim? Kendime onlarca yalan söylediğim ve inanmış gibi yaptığım halde neden mutlu olamıyorum? Neden hala yaşıyorum? Bu küçük yaşımda yaşayabileceğim herşeyi yaşadığım halde neden yitip gitmiyorum? Hayat devam ediyor. Peki benim sürem ne zaman dolacak, ne zaman yitip gideceğim? Bu satırları yazabiliyorsam, hala yaşıyorum demektir. Okuyorsanız sizde yaşıyorsunuz. Yaşıyoruz. Herşeye rağmen, onlarca acıya rağmen yaşıyoruz. Ben yaşamak istemiyorum. Siz hiç yolunuzu, hayatınızı, güvendiklerinizi kaybettiniz mi? Onlar olmayınca yaşamanın bir anlamı da kalmıyor işte.
Ne yaparsak yapalım olmuyor,
olduramıyoruz. Hep bir şeyler ters gidiyor, tam iyi gitmeye başlamışken
mutluluğun kapıları aralanmışken her şey başa dönüyor. Hiç kimse için yeterince
değerli değilim. Bende sevdim çoğu insanı, bende değer verdim.birinin değerli
olduğunu anlayınca insanın karşındakine nasıl davranacağını çok iyi biliyorum. Yanımda
yürüsünler istedim ve kimse kalmadı. Tamam şimdi hayatıma giren/çıkan insanlar
beni önemsiyor olabilir. Ama asıl sorun ben onlara hak ettiği değeri verememem.
Ön yargılısın diyorlar ama benim ön yargılarım yok abi, korkularım var. “Çok
iyi tanıyorum” dediğim birçok insanın hiç beklemediğim davranışlarına şahit
olmuşum, daha nasıl olmasın? Güvensizlik bunun adı ön yargı değil. Kimse yeterince
önemsemedi, çünkü ben çok önemsedim. Çünkü güvendim. Gereğinden fazla güven
verdim. “Acaba bırakırlar mı?” korkusu yaşamadan güvendim, bu cümle aklıma bi’kez
bile gelmeden güvendim. Bir şey olursa en son onların canı yansın diye uğraştım.
İşte bu yüzden de güvensiz bir insan olup çıktım. Yine olsa yine güvenirim aynı
kişilere, yine yaparım aynılarını, yine aynı dostları seçerim. Yinede
kızmıyorum kimseye. Ama şimdiki hareketlerimden ve yaşadıklarımdan beni sorumlu
tutmaya hakkı yok kimsenin. Çünkü artık; ilgisizlik, önemsenmemek ve
güvensizlik besliyor kötü yanlarımı…
Artık
unutmaya, iyileşmeye başladım. İstemeyerek olsa da artık eskisi kadar
özlemiyorum seni, verdiğim sözü tutamasam da artık unutuyorum seni. Belki
sevineceksin, ya beklisi yok kesin sevineceksin “oh kurtuldum” diyeceksin,
istediğini söyle. Herneyse artık duygularım nötrleşse de çok sevdim seni,
tahmin edemeyeceğin kadar kimsenin seni sevemeyeceği kadar çok. Şimdi duygu
sömürüsü yapmak değil amacım sadece içimdeki seni bitirdiğimi, yâda artık
bitireceğimi eski ben olacağımı anlatmak istedim. Mutlu olmaya ilk adımımı seni bitirerek
başlamak istedim. Tek sorunumun, tek acımın sen olmadığını istersem
vazgeçebileceğimi göstermek istedim. Omuzlarımdan
ciddi bir yük kalkmaya başladığını belirtmek istedim . Artık acı çekmediğimi, sensiz
geçirdiğim günleri saymadığımı, adımlarını izlemediğimi, nerde ne yapıyor diye
düşünmekten de vazgeçtiğimi anlatmak istedim. Artık başkaları için harcıyorum
bu duygularımı, senin için harap ettiğim onca anlamları şimdi başkalarına
yüklüyorum. Kızmıyorum sana. Çünkü diyebileceğim sebebini açıklayacağım bir
çünküm bil yok, şuan sebepsiz yere affediyorum seni. Belki de sebebi nefret
edecek, kızacak kadar artık değerin kalmamasıdır, olsun. Pişman mıyım? Değilim.
Çünkü beni mutlu eden de üzen, ağlatan da aynı kişiydi, sendin.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)