6 Ağustos 2013 Salı

Ağlamıyorum,  gözyaşım akmıyor diye duygusuz damgası vuruyorlar. Hiç düşünmüyorlar ki zamanında çok ağladığımdan, her duyguyu çok yoğun yaşadığımdan hissedemiyorum.  İçini bilmeden, duygu ve düşüncelerini anlamadan yorumluyorsunuz ya ondan nefret ediyorum en çok. Abi bi’düşün bu kız içinde neler yaşıyor, belki kimseye anlatamıyor. Sırf güçlü gözüksün,  duygu sömürüsü yapıyormuş gibi olmasın diye her şeyi içine atıyor.  Ama şöyle bi yaşadıklarıma bakınca cidden güçlüymüşüm lan, güçlüyüm ben diyorum kendime.  Bu sefer her zamanki gibi kandırmıyorum da kendimi.  Abi bu gece ben Dope dinleyip headbang yapacaktım, nasıl Ali Atay’a geldi müzik listem bilmiyorum. Sonra işte gerisi kalem kâğıt. Bazen en iyi hayata bağlayan kâğıt kalem değil mi ya sizce de? Yoksa bitek beni mi mutlu ediyor bunlar? Ha birde gökyüzü var.  Alışık olmadığımdan “sevmiyorum, unuttum” konulu yazılar yazmakta pek usta sayılmam.  Çünkü ben hep “seviyorum, çok seviyorum” derdim.  Öyle başlardım cümlelerime ama galiba sana artık son vedam olacak bu, senin için ayırdığım son gece, son sayfa, son emek. Hatta belki son satır. Ama yayın bunu çok acil; uzaklardan çok uzaklardan, benden sana son veda...
Sen 2 yılımı sikip atan adam,
Sen benden sonra hiçbirşey olmamış gibi yoluna devam eden adam,
Sen kalbimde, bileklerimde derin yaralar bırakan adam,
Sen o çok satılan kitapta ön,  ayrılan iki hayat arasında son söz ,
Sen her seferinde tabir olarak “adam” dediğim adam kılıklı erkek;

-         Senden sonra çok yağmur yağdı bende, senin o 2 günde sikip attığın, ardından “hiç sevmedim” dediğin 6 aydan sonra benim kalbim hep sonbaharı yaşadı. Yeni yeni ilkbahara çıkıyorken ben, nende yaşadığını belli ediyorsun?  Neden sevmediğim halde aklıma girip “zaaa sevmiyor olabilirsin ama bu hayatını sikmeyeceğim anlamına gelmez xDDDDD” diyorsun?  Abi çocuk haberi olmadan düzenimi sikiyor amk, kaldı ki haberi olsun. Böyle bir şey olacağını hiç tahmin etmediğim halde yaşadıklarımdan çok büyük dersler çıkardım,  öğrendiklerime değmeyecek acılar yaşamama rağmen çıkardığım dersler beni de olgunlaştırdı.  Yaşadığım acılar olgunlaştırdı beni, sen olgunlaştırdın. Mesela artık her şeye çabuk kanmıyorum, çünkü mutsuz insanları, hayata kuşkulu güvensiz gözlerle bakan insanları kandırmak çok zordur herkes bilir bunu. Bu yaşta nefret eder mi, bıkar mı insan her şeyden? Bazen en çok “bu yaşta”.  Ben bunları yaşarken ağlamadım, ben senin acılarınla büyürken kalbim de kırılmadı. Ben sadece tiksindim, hayattan tiksindim, senden tiksindim, şarkılardan tiksindim.  Tekrar aklına gelmesin diye en sevdiğin şarkılardan vazgeçmek nasıl bir şey biliyor musun sen?  Pardon, onları ben yaşamıştım, nerden bileceksin adam.  Yine “adam” diyorum, bendeki ağız alışkanlığı galiba, adam olduğundan falan değil. Çünkü adamlar sözlerini tutarlar, senin olmayan adamlığını sikeyim ben ya,  şuan adın dilime değse midem bulanıyor ama kaldı ki senden nefret edemiyorum. Çünkü insanlar nefret ettikleri insanları bile bi’nebze olsa da önemserler. Ben senden nefret bile edemiyorum işte.  Ben edemediğim için de en yakınlarım ediyor, Nurşah ediyor.  Sen benden nefret ediyor olabilirsin, olsun. Ancak mutlu olurum ben buna, sende bir yer kaplayabilmişim sonuçta şu 2 yılda. Ama sen bende o bile değilsin artık galiba. Geçmişte her şeyim olduğunun yadırganmadığı gibi şuan “sevdiğim çocuk” olarak bile kalamayışını yadırgamamak lazım. Hayat bu, “gün gelir devran döner” diyorlardı galiba